Sinirbilimciler, Özgür İradeye Karşı Sunulan Kanıtlar İçin Çıtayı Yüksek Tutmalıdır (Neuroscientists Should Set a High Bar for Evidence against Free Will)

Dr. Aaron Schurger’in, özgür irade tartışmalarına muazzam bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Kendisi ve arkadaşları, Mart 2025’te Scientific American dergisinde Sinirbilimciler, Özgür İradeye Karşı Sunulan Kanıtlar İçin Çıtayı Yüksek Tutmalıdır başlıklı oldukça ses getiren bir yazı kaleme aldı.

Bugün, bu önemli makalenin çevirisini paylaşmanın yanı sıra; Aralık 2025’te Dr. Schurger ile gerçekleştirdiğimiz toplantının kaydını da sunmaktan mutluluk duyuyorum.

Cerrahpaşa Nörobilim Kulübü Seminer/Sempozyum Departmanı olarak, Neuroscience Talks serimizde 2025-2026 döneminin ilk konuğu olarak Dr. Aaron Schurger’i ağırlamıştık. Kendisi “Neural Antecedents of Spontaneous Voluntary Movement” (Spontane İstemli Hareketin Nöral Öncülleri) başlıklı harika bir sunum gerçekleştirdi.

Benjamin Libet’in meşhur “Özgür İrade Deneyi”nin literatürde yaygınlaşan deterministik yorumunu, geliştirdiği matematiksel modelle eleştiren Schurger’in çalışmaları benim için ayrı bir önem taşıyor. Nitekim 2023 yılında kaleme aldığım Benjamin Libet’in Özgür İrade Deneyi, Bilimsel Eleştirileri ve Kelami Perspektifi isimli makalem, doğrudan Dr. Schurger’in alana katkılarını merkeze aldığım bir çalışmaydı. Bu nedenle, çalışmalarını bu denli yakından takip ettiğim bir ismin programında moderatörlük yapmak benim için çok özel ve heyecan vericiydi.

İşte Dr. Schurger ile gerçekleştirdiğimiz yayın ve Scientific American makalesinin Türkçe çevirisi…

Özgür iradenin bir yanılsama olduğunu öne süren sinirbilim araştırmaları yanlış yorumlanmış olabilir

Yazarlar; Aaron Schurger, Adina Roskies ve Uri Maoz

Özgür iradeye inanıyor musunuz? Bazı akademisyenler inanmıyor ve bu görüşlerini savunmak için beyin bilimlerinden elde edilen kanıtlara dayanıyorlar. Bazı insanlar, kararlarımızı ve eylemlerimizi kontrol edebildiğimiz fikrinin reddedilmesini son derece rahatsız edici buluyor. Bu alanda aktif olarak çalışan profesyoneller olarak, özgür iradenin varlığını tehdit eden nörobilimsel çalışmalar hakkında, genellikle çaresizlik içinde yazılmış e-postalar aldığımızdan bu durumun farkındayız. Bu iddiaların çoğu, bilim insanlarının, bir deneyde kişi kendi seçimini fark etmeden önce gözlemlenen beyin aktivitesine dayanarak seçimleri önceden tahmin edebileceklerini veya öngörebileceklerini savunmalarına dayanmaktadır. Özgür irade karşıtları, bilinçsiz beyin süreçlerinin, bir kişinin yanlışlıkla kendi iradesiyle harekete geçtiğine inandığı bir eylemi başlatabileceğini savunurlar.

Peki ya bu araştırmanın sonuçları yanlış yorumlanmışsa ve “şeytan”, çoğu insanın okumadığı veya anlamadığı ince ayrıntılarda gizliyse?

1980’lerin başlarına dayanan nörobilim araştırmaları, bilinçli özgür iradenin bir yanılsama olduğunu kanıtladığını iddia ediyordu (“bilinçli özgür irade”, eylemlerimizi belirleyen bilinçli kararlarımızı ifade eder). Bu sonuçlar, nörobilimciler tarafından ortaya atıldı ve ana akım medya tarafından yaygınlaştırıldı; ta ki 2016 yılında The Atlantic dergisi “Özgür İrade Diye Bir Şey Yoktur” manşetini atana kadar.

O kadar acele etmeyin. Ampirik verilerle hesaplamalı modellemeyi birleştiren daha yeni araştırmalar, bu önceki çalışmaların yanlış yorumlandığını ve hiçbirinin aslında bilinçli özgür iradeyle bir ilgisi olmadığını ortaya koymaktadır. Nörobilim, bilinçli özgür iradeyi çürütmemiştir.

Eski “özgür irade yok” ekolünün katı savunucuları da dahil olmak üzere, bu alandaki birçok bilişsel nörobilimci, özgür iradeye karşı olduğu iddia edilen nörobilimsel kanıtların şüpheli olduğunu artık kabul etmektedir. Ne yazık ki kamuoyu bu haberi henüz duymamıştır ve nörobilimin bilinçli özgür iradeyi, hatta genel olarak özgür iradeyi çürüttüğü fikri hâlâ havada asılı durmaktadır.

Bir zamanlar sadece filozofların ilgi alanına giren özgür irade ve bilinç, günümüzde nörobilimciler tarafından giderek daha fazla incelenmektedir. Bu konular, nörobilimin diğer çalışma alanlarından farklı olarak, tüm insanlık için olmasa da çoğu insan için büyük önem taşımaktadır. Buna karşın, insanların manyetik alanları doğrudan algılayabilmeleri (manyetoresepsiyon) gibi diğer insan özelliklerinin göreceli önemi konusunda uykusuz geceler geçiren çok az kişi vardır.

Bilim, genellikle daha sonra değiştirilen veya reddedilen hipotezler ortaya atarak ilerler. Ancak, irade üzerine yapılan araştırmaların derin varoluşsal doğası göz önüne alındığında, iki çok önemli soruyla karşı karşıyayız: Özgür iradeyle ilgili olduğunu iddia eden kanıtlar için çıtayı nereye koymalıyız? Ve bu standardın karşılanıp karşılanmadığını veya ne zaman karşılandığını bilmek için bu kanıtları nasıl değerlendirmeli ve yorumlamalıyız?

Bilim felsefecilerinin “tümevarımsal risk” (inductive risk) veya potansiyel hataların maliyeti olarak adlandırdıkları şeyi benimseyerek, çıtayı yüksek tutmalıyız. Aldığımız o sıkıntılı mektupların da gösterdiği gibi, özgür iradeyi yanlışlıkla reddetmenin maliyeti oldukça yüksektir. Ve sık sık atıfta bulunulan kanıtları şüpheyle karşılamak için iyi nedenler vardır. İradeye ilişkin sinirbilim genellikle anlık (veya yakın) ve anlamsız kararlar üzerinde odaklanır (örneğin, “İstediğiniz zaman, hiçbir neden olmadan, ara sıra düğmeye basın”). Ancak, özgür irade ve sorumlulukla ilgili olarak önem verdiğimiz kararlar; anlamlı ve genellikle daha uzun zaman dilimlerini kapsayan kararlardır. Belki de günlük kararlarımızın çoğu, hatta neredeyse tamamı —su bardağından bir sonraki yudumu ne zaman alacağımızı veya hangi ayağımızı öne atacağımızı seçmek gibi— bilinçli özgür iradeyle alınan kararlar değildir. Ama belki bazı kararlar öyledir. Neyse ki ya da ne yazık ki, sonuçları önemli olan kararlar araştırılması en zor olanlardır.

Nörobilim, bilinçli özgür iradeyi çürütmek için ne yapmalıdır? Kanıtlar, insanların farkında olmadan bir karara vardıklarını açıkça göstermelidir. Burada asıl zorluk, davranışları tahmin etmek ve beyin aktivitesinden bilinci çıkarmak gibi ayrıntılarda yatmaktadır. Örneğin, makine öğrenimini kullanarak bilinçli bir karar öncesinde davranışı “tahmin etmek” bize pek bir şey söylemeyecektir. Sağ elinizle mi yoksa sol elinizle mi bir düğmeye basacağınızı seçmek gibi basit bir serbest seçim düşünün; burada yaklaşık yüzde 60 doğru olan tahminler istatistiksel olarak anlamlı olabilir (yaklaşık yüzde 50 olan yazı tura atmaya kıyasla); ancak bu tür bir tahmin gücü, bilinçli özgür iradeyi zayıflatmaz.

Neden? Çünkü yüzde 60 doğru bir tahmin, kesin bir karar yerine, bir alternatif veya diğerine yönelik bir eğilimi yakalayabilir. Dahası, çoğumuzun bazı kararları etkileyen kalıcı tercihleri ve karakter özellikleri vardır ve bu tür seçimlerin beyin aktivitesine dayalı olarak en azından bir dereceye kadar önceden tahmin edilememesi şaşırtıcı olurdu. Buna ek olarak, bilinç ve karar verme zaman içinde gerçekleşir ve geçmiş deneyimlere dayanır; bu nedenle tahmin edilebilirlik, kararın önceden belirlendiği anlamına gelmez. Dolayısıyla, bu tür durumlarda, sonucun “şansın önemli ölçüde üzerinde” olup olmadığını değil, makine öğrenimi sınıflandırıcısının performansının ayrıntılarını dikkate almamız gerekir. Aslında, mükemmele yakın tahmin doğruluğundan daha düşük bir oran muğlak olabilir.

Buna ek olarak, sinirbilim sonuçları, yanıltıcı olabilen veri analiz yöntemlerine bağlıdır. Örneğin, bazı dijital veri filtreleri, aslında gelecekteki bilgileri geçmişe “bulaştırabilir” (smear) ve kayan pencere içeren analizler, sistemin veri analizinin tahmin etmeye çalıştığı geleceğe istemeden “göz atmasına” neden olabilir. Yine, ayrıntılar önemlidir.

Bu hususlar önemlidir, çünkü özgür iradeyle ilgili yeni bilimsel veriler ufukta görünmektedir ve bu veriler çoğunlukla insanlara cerrahi olarak implante edilen beyin elektrotlarından elde edilen kafatası içi (intrakraniyal) kayıtların yaygınlaşmasından kaynaklanmaktadır. Bilgili bir okuyucu, hangi kanıtların bilinçli özgür iradeyi gerçekten çürüteceğini ve hangilerinin çürütmeyeceğini bilmelidir.

Açıkça belirtmek gerekirse; biz bilinçli özgür iradenin varlığını savunmuyor ya da reddetmiyoruz; verilerden ve bu verilerin bilinçli özgür iradeyi çürüten kanıtlar olup olmadığını anlamanın yollarından bahsediyoruz. Nörobilimde araştırdığımız paradigmaların, bilinçli özgür iradeyle ilgili eylemler hakkında sonuçlara varmamıza izin verdiğinden emin olmalıyız. Birçok davranış için, bir dereceye kadar öngörülebilir olması bizi şaşırtmamalıdır: Bu gece yatmadan önce dişlerinizi fırçalayacağınızı öngörmemiz, özgür iradenizi zayıflatır mı?

Nörobilimci Robert Sapolsky farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Beyin verilerini göz ardı ederek, bunun yerine istatistiksel düzenliliklere odaklanıyor; örneğin, erken çocukluk dönemindeki olumsuzlukların, yaptığımız seçimleri ve daha sonraki yaşamımızda yaşadığımız sonuçları olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. Sapolsky, 2023 tarihli Determined (Belirlenmiş) adlı kitabında, bizim üzerinde hiçbir etkimizin olmadığı deterministik bir dünyanın parçası olduğumuzu ve çocukluk dönemindeki olumsuzluklarla ilgili bulgular gibi istatistiklerin bu iddiayı doğruladığını savunuyor. Düzenliliklerin gerçekliğini inkâr etmiyoruz; bugünkü eylemlerimiz gerçekten de geçmişteki çevremiz veya deneyimlerimiz tarafından kısıtlanıyor (veya kısmen belirleniyor) olabilir. Ancak, özgür irademizi elimizden almak için ne kadar kısıtlama yeterlidir? Bu istatistiklerde çok yüksek bir öngörülebilirliğin olmaması, bilinçli özgür irade eylemleri için bolca alan bırakır (yine, erken yaşam deneyimlerinizin daha sonraki yaşamınız üzerinde hiçbir etkisi olmaması garip olurdu).

Son olarak, tek bir insan beyninin, tartışmasız bir şekilde, Dünya’nın atmosferinin tamamından çok daha karmaşık olduğunu ve birkaç gün sonrasının hava durumunu bile tahmin edemediğimizi belirtmek isteriz. Dolayısıyla, beyin verilerine sofistike yapay zeka uygulamak, en azından yakın gelecekte, geçmişteki beyin durumlarına dayanarak gelecekteki beyin durumlarını tahmin etmemizi sağlamayacaktır. Bir gün bu noktaya ulaşabileceğimiz olasılığını açık bırakıyoruz (ancak siz buna katılmayabilirsiniz). Ancak bir şey açık: Henüz o noktaya gelmedik.

Bu bir görüş ve analiz makalesidir ve yazarların ifade ettiği görüşler Scientific American’ın görüşlerini yansıtmayabilir.

Aaron Schurger, Chapman Üniversitesi’nde bilişsel ve hesaplamalı sinirbilim alanında doktor öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup, psikoloji bölümü ve Disiplinlerarası Beyin ve Davranış Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyeliği yapmaktadır.

Adina L. Roskies, Kaliforniya Üniversitesi, Santa Barbara’da felsefe profesörü ve üniversitenin bilişsel bilim yüksek lisans programının başkanıdır. A Primer on Criminal Law and Neuroscience (Ceza Hukuku ve Sinirbilimine Giriş) kitabının ortak editörüdür.

Uri Maoz, Chapman Üniversitesi’nde bilişsel ve hesaplamalı sinirbilim alanında doçent olarak görev yapmakta olup, psikoloji bölümü ve Disiplinlerarası Beyin ve Davranış Bilimleri Enstitüsü’nde öğretim üyesidir.

Leave a Reply

Discover more from Academic INSIGHTS by Nursena ÇETİNGÜL

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading